Bir karavancı AVM’de olursa…

Avm’de bir karavancı…

 

Karavan ve kamp olaylarına dalmaktan gerçek hayatı kaçırıp, geçiyormuşuz. Çok bir şey kaybetmemişiz, onu gördüm bugün. Uzun zamandır bir karavan alma derdimiz varken, oğlumuzu evde tutmakta zorlanıyoruz. Tam tatile girmişken çocuk için birşeyler yapalım dedik. Sinemaya gitmek istedi. Arkadaşıyla seçtiği çocuk filmini izlerken biz anneler de AVM’de gezelim dedik. Arkadaş ne oldu bizim insanımıza? Ben uzun zamandır, bu kadar uzun süre kapalı alanda kalmamıştım. İnsanlar birbirine çarpıyor, pardon demiyor. Herkes birbirine çatmak için aportta bekliyor. Kadınlar, çocuklarına “Sus! Bekle!” diye bağırarak indirimden yararlanmaya çalışıyor. O büyük markalar indirime girmiş, ürünlerin hepsi yerlerde sürünüyor. Denemek için bile giyemezsiniz. Herkes üstünden geçiyor. Bir iki kaldırayım dedim, başka bir kadın sanki bir tavuk çimlerin arasında yem bulmuş gibi didikliyor reyonları, didiklerken de beğenmediklerini atıyor yerlere… Orada çalışan insanların köle olduğunu düşünüyor heralde. Evinde eşi montunu farklı yere koysa kıyameti koparacaktır, eminim. Asansör sırası bekleyen gencecik çocuklar, bebek arabası ile bekleyen anne var. Asansör geliyor ve gençler atak yapıyor. Annenin yüzünde ki bıkkınlık ifadesi… Yani bilemiyorum, nasıl bir nesil yetişiyor? Biz çocuklarımızı duyarlı yetiştirmeye çalışırken, bu çocukların aileleri ne yapıyor? Gelecek korkutuyor beni. Restaurant katında ucuz menülerin olduğu hazır gıda reyonlarındaki kuyruklar, yeni nesili göstere göstere obeziteye ve sağlıksız bir hayata çağırıyor.
Bilirsiniz masaj koltukları vardır. 1 TL karşılığında saçma, işe yaramayan bir masaj yapar. AVM’nin çeşitli yerlerine serpiştirmişler. Çocukların çıkışına yakın, sinema salonunun önünde beklerken, şu koltuğa oturayım dedim. Oturur oturmaz, “Masaj koltuğuna hoşgeldiniz, lütfen para atın!” diye yüksek sesli, otomatik, koltuğun hoparlöründen anons gelmeye başlıyor. İkinciyi duyunca, anladım ki devamlı tekrarlıyor. Hemen kalktım. İki kadın daha geldi, koltuğa oturdu ve ben tabii ki kibarlık olsun diye uyardım. “Aman, hiç önemli değil” cevabı aldım. İnanır mısınız, yirmi dakika, iki koltuğun devamlı olarak “PARA ATIN!” mesajı beni benden aldı. Asla rahatsız olmadılar. Etrafa bakıyorum. Kimsenin umurunda değil. Ben mi steril bir yaşamdayım yoksa insanlar çıldırmaya mı başladı, inanın anlamadım. Günün sonunda insanlarımıza ve sosyal yokluğumuza çok üzüldüm. Suni gürültüleri, uğultuları benimsemek, insanları rahatsız ediyor muyum acaba? sorusunu kendine sormamak… Bu bencillik… Üç saattir acı çekiyorum. Ne olur çocuklarınızı bu bencil ve suni yaşamdan koruyun… Elinizden ne geliyorsa artık… “Hava soğuk, dışarısı olmaz!” demeyin. İnanın dışarıda üşümesi, AVM’de ki yüzlerce insanın soluğunu, ciğerinize üfleyen klimadan, oda parfümlerinden kat be kat iyidir. Piknik olsun, park olsun, çamura yatsın, yağmur altında yürüsün, koşsun, ıslansın, rüzgar yüzüne vursun, o etkileşimi hissetsin, kar yağarken gökyüzüne bakarak ağzını açsın, karları yemeye çalışsın. ama asansör bekleyen, bebek arabalı anneyi gören güzel bir insan olsun. Mutlu akşamlar dilerim.