Gökçeada’da Bir Karavan

Gökçeada…

Yola çıkarken Gökçeada ile ilgili hiçbir fikrimiz yoktu. Daha önce Bozcaada’ da yaşadığımız “turistik bölge kazıklanması” tecrübemizi arkadaşlarımıza anlatırken, “Gökçeada böyle değil, mutlaka görülmesi gereken bir yer” demesinin gazıyla yola çıktık. Kabatepe’ den saat 10:00’ da kalkacak vapura yetişelim diye güzelim Çanakkale’ den, köftesini yiyemeden Tekirdağ’dan ışık hızıyla geçtik. Yaz sezonuna henüz girilmediği için vapur saatleri arası çok uzun. 09:55’de Conkbayırı’ndan girdik, Kabatepe’ye iskelesine girdiğimiz gibi son araba bindi vapura. Tühhh diye kendimize vahlanırken tam umudumuzu kaybettik derken, görevlinin düdük sesiyle sarsıldık. “ Hadi hadi vapuru bekletiyorum sizin için, çayı vapurda içersiniz” diye bağırdı bize. J Bu nasıl güzel bir samimiyetti, nasıl candanlıktı anlatamam size. Kahkahalarla vapurumuza bindik. Biz İstanbul’da bilmeyiz vapurun insan beklediğini. Son saniye girdiğin iskelede yüzüne baka baka Şak! diye kapatırlar suratına kapıyı. İstanbul’da değilsiniz artık hissini ilk anda hissettiren bu samimiyete bayıldım. Vapurda kahvaltı edelim diye yukarı çıktığımızda uğur böcekleri bizi karşıladı. Her yer dolu, oğlum çıldırdı. Uç uç uğur böceği şarkısını söyleyerek Ege’nin mavi sularında inanılmaz dinginlik içinde yolculuğumuzu tamamladık. İner inmez el değmemiş doğanın içine girdik. Biraz kurak görüntüsü vardı. Eski evler yol kenarında ara ara görünüyordu. Yol dümdüz, direkt merkeze iniyor. Merkez enteresan bir yerdi demek isterdim ama normal bir merkez işte. J İki banka, iki market, küçük küçük esnaflar. Büyük şehirlere göre fazla gelişmemiş diye bakabilirsiniz ama benim özlediğim bir yerdi. Tatilimiz 8 günlük olduğu için önce kalacak yer bakalım dedik. Kaleköy’ü tavsiye ettiler. Baktık ama pek bir şey anlamadık. Eşim önce bir gezelim dedi. Gökçeada’da öyle bir sürü otel yok, hatta bir ya da iki otel var. Pansiyon alternatifini değerlendirmeniz gerekir. Ada insanlarının gelirleri genelde pansiyon üzerinden oluyor. Ada’ da gezmek çok kolay. Yola çık dümdüz devam et. 50-60 km.de bir köy görebilirsiniz. Bu uzun mesafelerde tek tük bakımlı kiliseler görebilirsiniz. Gezerken in yok cin yok ne alaka bu kiliseler diyorsunuz. Ağustos’ta yortu zamanı çok kabalık oluyormuş. Pansiyonlarda bile yer bulamıyormuşsunuz. Bir gün yortuya denk getireceğim ama gelişimi. O kadar güzel anlattılar ki, kazanlarda yapılan ve dağıtılan yemekler, eğlenceler… Öyle tahmin ettiğiniz gibi sadece bir kesime ait değil herkesi kapsayan ve ağırlayan şenlik şeklinde oluyormuş. Gökçeada çok enteresan bir yer. Merkez denilen yer tam karma. Her kesimden insanlar burada, adı üstünde merkez. Sonra başlıyor köyler ayrılmaya. İlk durağımız Eşelek köyü. Burası Türk köyü olarak geçiyor. Aydıncık plajından hemen önce bulunuyor. Eşelek’e girer girmez yol kenarında meyve satan bir teyze gördük. Meyve alırken, “pansiyon ister misiniz, evimde kalın” dedi. Kabul ettik. Çok şeker bir teyzeydi. Bizi evine götürdü. Annesi bizim kalacağımız oda da tarhana yayıyordu. “ Anne topla tarhanayı, müşteri geldi onlar kalacak” diye bağırdı. Biz şok tabi. Anneden ne beklersiniz? “Tabi kızım dur toplayayım” demesini değil mi? Ahahahah çok beklersiniz. “Ben tarhana yaparken mi buldun müşteriyi, hep böyLe yapıyorsun, ben nereye yayacağım bu tarhanayı?” şeklinde kızına bağırarak topladı. Samimiyette sınır yok anlayacağınız. Biz isterseniz kalmayalım burada falan gevelerken, teyze kabul etmedi. Müşteri daha önemliymiş. J 2 ev yukarıda 2 ev aşağıda, bir de ektikleri bir bahçeleri var. Evin arkasında kocaman bir erik ağacı var. “Çocuk bol bol yesin, İstanbul’a giderken de toplayın götürün. İlerde yol kenarında bir bahçem var, orada da şeftali ağaçları var, dalın bahçeye, rahat olun.” demez mi? Annesine yakalanmazsak sıkıntı yok bizce de. J

Gökçeada’nın asıl ismi İmroz. İmroz rüzgar demek. Anlaşılacağı üzere ada çok rüzgarlı. O yüzden sörf sporunu rahat yapabileceğiniz bir yer.

Akşam yemek için Merkez Lokantası’na gittik. Ada Köfte derim başka da bir şey demem.  Giderseniz Gamze içinde bir lokma atın ağzınıza. J

Gökçeada’yı gezerken en dikkat çeken şey kekik kokusudur. Her yerde kekik doludur. Bol oksijenli kekik kokusu hala burnumdadır. Ha bir de adanın sokak keçileri, oğlakları ve koyunları var. Evet yanlış duymadınız, sahipsizler, yabaniler. Bacaklarında tek bir tüy kalmamış, ama üstleri en az 50 cm tüyleriyle, dağ bayır dolaşıyorlar. Arabayla giderken çok dikkatli sürmeniz gerekiyor. Her an önünüze çıkabilirler. Rumlara sorarsanız “ Türklerin onlar” , Türklere sorarsanız “Rumların onlar” cevabı alıyorsunuz.

Gökçeada su açısından çok zengin bir ada. Barajı var. Ada’da gezerken zeytin ağaçlarına hayran kalıyorsunuz. O kadar devasa büyükler ki, zeytin ağaçlarının dışında kurak bölge gibi görünüyor. Ama suyun olduğu yerler pembe pembe zakkumlarla çevrili. O kadar güzel bir manzara ki, suyun nerden başladığını nerde bittiğini zakkumlardan anlayabiliyorsunuz. Ada’nın iç kısımlarında çam ormanlarını görmek mümkün. Tüm hareket sahillerde olduğu için iç kısımlar o kadar göz önünde değil. Denize girmeye karar verdiğimiz gün, eşimin mayosunun söküldüğünü gördük. Merkeze inip iğne iplik alalım dedik. Çok şirin tam bir ege yerlisi olan bir teyzenin işlettiği  züccaciye var. Gittim kapıda oturuyor. Elinde çayı keyif yapıyordu teyzem. Elektrikler gitmiş, komşularıyla sohbet ediyordu. Selamlaşıp “Teyze iğne iplik var mı?” dedim.

  • Var (cevaptan sonra bir yudum çay içti, sessizlik devam ediyor..)
  • Alabilir miyim?
  • Alabilirsin ama şimdi değil.
  • Neden teyze?
  • Bak kızım, şimdi dükkanda elektrik yok, içeri gireceğim, bir saat arayacağım, sonra elektrik gelecek, o zaman çayım soğuyacak ne gerek var? Sen en iyisi bir saat sonra gel.

Demez mi? Ben şok oldum ama teyze o kadar tatlıydı ki bir şey diyemedim. Ada halkı sakin bir halk, bizim gibi değil. Biz hep bir yere yetişmeye çalışıyoruz, ama adada öyle bir durum yok. Herkes dingin. Bir markete gittiğinizde, para ödeme kuyruğunda önünüzde ki kişinin tüm ailesinin hal hatır sormasını, sohbet etmelerini bekleyebiliyorsunuz ama sizden başka bu durumdan rahatsız olan yok. Sonra sakin olmayı öğreniyorsunuz. “Ne acelen var” diyip duruyorsunuz kendinize.

Başka bir ada anımı daha anlatayım size; Normalde adada araba göremiyorsunuz, çok ıssız ve sakin. Merkeze inip bakkaldan bir şeyler alacağım. Eşimle oğlum arabada beklerken ben yolun karşısına geçip hemen alıp geleyim dedim. Bir trafik var merkezde, inanılmaz. Yolun karşısına geçemiyorum. Belli ki bir düğün konvoyu ama bitmiyor. Karşıya geçmek için bir hamleyle kendimi yola attım. Çanakkale valisinin kızı evleniyor herhalde dedim. Bu kadar kalabalık olmasının başka bir açıklaması olamaz. Ayrıca kaç gündür gezdiğimiz adada, bu kadar arabanın onda birini görmedik. Bakkala girdim, “Hayırdır kimin düğünü” dedim. Bakkalın cevabı yaşadığım hayatı sorgulamama yetti. “ Ben de bilmiyorum, ağabeyim hediyesini aldı, gitti. Oraya varınca beni arayacak, haber verecek. Nasıl olsa tanıdıktır.” dedi. Güzelliği görebiliyor musunuz? Ada hayatı böyle işte. Herkes bir aile gibi yaşıyor. Düğün için davetiye beklenmiyor. Herkes birbiriyle barışık. Kış zamanı vapurlar çalışmadığında, komşuluk büyük bir aileye dönüşüyor. Ve ben bunu çok kıskandım.

Gökçeada’da Aydıncık Plajı’nda rahatlıkla denize girebilirsiniz. Aaa yok ben kendime özel plaj isterim derseniz, sahilden çıkın yola. Seç beğen al yapın. J Tepeköy’de Hristo Amca’nın elleriyle yaptığı sakızlı muhallebeden yemeden gelmeyin. Kaleköy’ de Mustafa’nın Gayfesi’nde kahvaltı edin. Tüm Gökçeada’yı ayaklarınızın altında bulacaksınız.  Karavanla giderseniz Aydıncık Plajı’nda kalın. Ufak tefek ihtiyaçlarınızı alabileceğiniz küçük bir market olduğu için rahat edersiniz. Sezonda giderseniz tabi. J

Dip Not: En son Gökçeada’ya geçen sene gittim. İmar çıkmış diye dedikodular geldi kulağıma. Sonra da vazgeçmişler diye duydum. Ne olur Gökçeada’cığıma dokunmayın.

Sevgiyle kalın… J