Bir Karavancı Alaçatı’da Otele Giderse…

Merhabalar tekrar 🙂
Tahmin edersiniz ki her zaman karavanla tatile çıkmıyoruz. Çünkü kocam efendisiz yola çıkamıyoruz. Karavanını kimseye emanet etmez. Kız kıza bir karavan tatili yapalım dedik, kabul etmedi. Kız kardeşim Sinem’le ikna edemedik. Nasıl yapsak diye düşünürken, yurt dışında yaşayan kuzenim, sürpriz yaparak Alaçatı’da lüks bir otelde yer ayırtıp ödemesini yapmış. Kendisi orada turizm firmasında yetkili olduğu için sağlam indirim kapmış. Alaçatı’ya daha önce hiç gitmediğim için acayip sevindim. Plan şu ; Sinem, ben, Bahri, yeğenim Defne ve kuzenimle beraber kafa dinleme tatili yapacağız. Sinem o ara Bodrum’dan yola çıktı, biz İstanbul’dan… Aylardan Eylül ortası… Havalimanında buluşup Alaçatı’ya yol aldık. Kocalarımızın sevmediği bizimde yalnızken açıp dinlediğimiz müzikleri açtık, bağıra çağıra şarkılarımızı söyleyerek ( kimse bizi müziğimiz yüzünden eleştirmeden) Alaçatı’ya girdik. Girişte yöresel pazar vardı. Aaa dedim, bayılırım, girelim. Saat 18:00 olmak üzere ışık hızıyla giriş yaptık. Pazarda bir tuhaflık var çözemedik önce.
Boncuk ne kadar? – 20TL
Elbise ne kadar? – 100 TL
Enteresanlaşmaya başladı. Pazar bir yandan toplanmaya başlamış. Ben fiyatlardan hoşlanmadım. Çocukları alayım siz rahat bakın dedim. Çocuklar oyuncak istiyor, tamam dedim. Zor bela oyuncakçı bulduk, Sinem’ler arkadan geliyorlar. Oyuncak tezgahına bakarlarken satıcı birden çıkıştı :
– Almayacaksanız dokunmayın!
Çocukların oyuncağa dokunmadan alması ilginç bir olay. Ben tabi ki çocuklara başka yerden alırız diyerek oradan geri dönüşe geçtim. Sinem geldi, benim sevebileceğimi düşündüğü bir elbise görmüş, bakmamı istedi. Gözünüzde şöyle canlansın isterim, pazar toplam 100 metre kadar, diklemesine, sağı solu yok. Ben de gidip baktım, V yaka olmadığı için giyemeyeceğimi söyledim. Kardeşimle konuşuyoruz bu arada. Satıcı kadın birden Hahahayy! diye giriş yaptı. Elinde maharet yok mu? Baş ve işaret parmağına tükürür bir hareketle, elbisenin boynuna makas atıp, elime tükürüp, kestiğim yerleri dürüp dikebileceğimi, bunun bu kadar basit olduğunu söyleyip elimden elbiseyi bir hışımla aldı. Kadının terbiyesizliğini anlatmaya çalışırken kadın bana zaten alıcı müşteri olmadığımı anladığını, yandaki tezgahlara anlatıyordu. Yanlış anlaşılmasın biz hala ordayız. Sonra zaten burada edebim elvermez, ağzının payını verip oradan ayrıldık. Benim sinirler de çabuk toparlanmaz. Direkt otele gidelim dedim. Ben otel tatillerinden pek anlamam, daha önce ki yazılarımda anlatmıştım. Bizim kuzen yol yordam anlatıyor bize, yeni bir Yalova vakası olmasın diye :)) Otelde görüntü 10 numara. Odalarımıza yerleştik, uyarıldık yemeği kaçırmayın diye. Allah dedik, demek ki yemekler çok güzel. Yooo öyle değilmiş. Yemek 21:30′ da bitiyormuş. Herşey dahil böyle mi oluyor kızım diyorum kuzene, O’da şokta :)) Kahvaltı 07:30/10:00 arası, öğlen yemeği 13:00/14:30 arası. Şimdi bu bilgileri neden veriyorum? Çünküüü yemek zamanı yedin yedin, kaçırdın ki kaçırma :))) çooook pahalı. Mesela dondurmanın topu 5TL, Kahve 20TL. Market var orada da öyle. Hey maşallah diye diye hayatımıza devam ediyoruz. Saatlere uyup karnımızı doyuruyoruz ama ben sıkıntılıyım. Özgür olmam lazım. Dedim ki, akşam inelim merkeze, ne lazımsa bol bol alalım. Yiyelim içelim özgürce. Anam gitmez olaydık. Tezgahlar almayacaksan dokunma (Meşhur Alaçatı atasözü) , otoparklar keza öyle pahalı, markete girdik, zincirimizden boşanmışçasına alışveriş yapıyoruz, yine azar işittik. Hızlı olun, sizi mi bekleyeceğim burda diyen bir bakkal efendi, kartla ödeyeceksen tütün ve alkollerden 2’şer TL fark alırımlar. İçimiz şişti. Bu pahalılığa ve edepsizliğe rağmen Alaçatı tıklım tıklım… İnanılmaz bir şey bu… Ertesi gün gündüz gelelim dedik. Gündüzde gezerken yollardan çeviriyorlar.
– Dondurma yer misiniz?
– Ne kadar?
– Topu 5 TL
– Teşekkürler almayalım. ( Satıcı arkadan gelen bizim çocuklara dönerek)
– Çocuklar dondurma ister misiniiiizzz? Limonlu çilekli bademli
– Çocuklardan mı yürüyorsun? Biz hayır dedik.
– Winter is coming! dedi bana ellerini havaya kaldırarak. Yaptığı ne kadar saçma olsa da , Game of Throns hayranı olarak kahkahayı patlattım.
Acıkmaya başladık. Arkadaş yemekler 50 TL den başlıyor. Sinem dükkanlara girip çıkıyor, sen sakin sakin gez biz şurada çocuklarla kahve içelim dedik. Sokak arası, sandalyeler sokakta, küçücük bir yer, kahve 10 TL diyince, e olur dedik. Çocuklarda birer limonata istedi. Limonatalar portakal ve elma dilimleriyle geldi ama biz hala farkında değiliz. Sinem geldi, oturdu ve sordu limonataların fiyatını öğrendiniz mi? Yok sormadık ne olacak limonatadan hahahahah diye gülerken, Sinem gülmüyor. Bu arada çocuklar limonatalar süzülmemiş diye içmediler de… Sinem dedi ki menü masanın altında, kovada, fiyatı 16 TL. dedi. Biz şok!!! Ama artık kahkaha atıyoruz tepkimiz bu. Limonataları biz içtik, kalan damlaları parmağımızla alma derecesindeyiz. :))) Neyse kalktık, açlık baki tabi… Bir midyeci bulduk, tanesi bir lira diyince gömüldük midye dolmaya, oh beeee :))
Otele dönüp mümkünse artık gün doldurup, evimize gitmeyi bekledik. Yani dostlar, diyeceğim o ki, ben yarı Bodrum’lu sayılırım artık. Ailem 30 senedir orada yaşıyor. Bodrum’da da böyle şımarıktı esnaf bir zamanlar. Sonra insanlar gelmemeye başladı. Sokakları bomboş kaldı çok uzun bir süre. Şimdi şimdi toparlanmaya başladı. Evet Alaçatı evleri güzel, yollar Arnavut kaldırımı, deniz rüzgarlı, yüzmek için ideal değil, hoş bir görüntüsü olmasına rağmen, beni bir yerde en çok etkileyen insan kalitesidir. Kazayla yazlık alsanız bin kere pişman olursunuz, karavancığım öyle mi ya, ilk günden durumun algoritmasını çıkarır, 2. gün yola koyulursunuz. Bundan sonra karavanla bile Alaçatı’ya gidebileceğimi sanmıyorum ve tüm gülmelerine rağmen, evime girer girmez evin bahçesinin toprağını öptüm. Oh beee! Geldik şükür diye. Bahar gelse de kamplara başlasak ya…