Karavan ve Etekli Mayom…

Karavanı yeni almıştık. İçimiz kıpır kıpır. Nisan ayında aldığımız için çok güzel bir yaz geçirdik. Kamplar deniz ohh ne güzel geçti zaman. Aylar geçti, Aralık ayında bizim yine kampımız geldi. Aldık çocuğu Bergama’ya gidelim dedik. Hava çok soğuk ama kim umursar. Evimiz altımızda havamız yerimizde. Kendimize 4 günlük tatil ilan edip yola çıktık. Maceracıyız ya… Kafamıza göre gezeceğiz. Önce Bergama… Tarihi yerleri, insanları, bozulmamışlığı, çam fıstık bahçelerinin güzelliği derken Bergama hemen bitti. Cunda’ya gidelim dedik. Aralık ayı tabi insan yok, hava soğuk. Yemeğimizi rakı balık yapıp bitirdik. Karavanı deniz kenarına park etmiştik. Gittik saat akşam 10 olmadan uyuduk. Sabahın köründe uyandık yapacak bir şey yok. Canımız sıkılıyor hala soğuk. Sabah kahvemizi içip İzmir yolu üstünde kaplıcalar var oraya gidelim dedi Şahin. Ooo süper olur ama bir sorun var. Mayomuz yok. Şahin’in hariç. ” Buluruz” dedi. Yolda bir kaplıca otel bulduk. Şahin ben konuşmaya gidiyorum diyince ben de mayo bakayım etrafa dedim. Sağda solda görünen bir bakkal. Bir umut girdim içeri. Mayo var mı dedim. “Var” demez mi? Nasıl sevindim. “Burada” dedi. Bir baktım, 2 mayo var. Biri zebra desenli diğeri puantiyeli etekli (bildiğin kiloş) . Hayatımda siyah harici bir şey giymemiş ben “etekli” mayo seçmek zorunda kaldım. 10 TL istedi. 5 TL ye de terlik aldım. Hem ucuz hem giyilmez ama dedim ki nasıl olsa buradaki herkes böyle giyinir. Göze batmam. Çocuk mayosu zaten yok. Karavana giderken inşallah olmaz biz bir kampa gideriz derken, Şahin geldi ve olmadığını, apart satıyorlarmış diyince sevindim. Eee ne yapsak derken, klasik bir karavancı gibi yol bizi nereye götürecek bakalım diye yola çıktık. Yol bizi İstanbul’a götürüyor çünkü yapacak bir şey bulamıyoruz. Tecrübesizlik. Yalova’ya yaklaşınca yeniden termal olayı açılıyor. Oradan normal mayo da bulurum falan diyorum. Yalova’ya girdikçe hava sertleşiyor. Karavanın lastikleri bir şey bir şeymiş , kar geliyormuş diye anlatıyor Şahin. Teknik detaylar hoşuma gitmiyor biliyorsunuz. Benim derdim karavanın önüne masa atmak ya da mayo bulup termal havuza girmek falan. Yalova’ya girdiğimiz gibi kar tufan başladı. Ben termal otel listesi yapmıştım. Kar öyle bastırdı ki, ” Kusura bakma Gamze” diye bir ses duydum. Önümüze ilk gelen otele girdik. Ben zamanımız var diye eşya falan hazırlayamadım. Oğlan içerde uyuyor. Otel görevlilere yardıma geldi. Ben karavandan çıkamıyorum. Eşyaları bulduğum market poşetlerine doldurup hazırlanmaya çalışıyorum. Çocuğu babasının kucağına verdim. Hepimizde bir telaş. Şahin’de çocuk ben de poşetler üstümüzde eşofmanlar, saçlar başlar birbirine girmiş derken bir indim arabadan. Acayip lüks bir otel. Formalı belboylar kapıda. Onlar bize bakıyor ben onlara. Geri geri karavana gitmek istiyorum ama “Hadi Gamze” komutu alıyorum. ” Ne yaptın Şahin? Biz karavanda iyiydik” diye söylene söylene giriyorum. İçeri girdik herkes bize bakıyor. Ben olsam bende bana bakardım. :)) O sırada Bahri uyandı. ( Dipnot: Bahri’nin altın merakı var o ara. Parlayan her sarıyı anne bu altın mı? diye soruyor.) Uyanır uyanmaz gözleri faltaşı gibi açıldı. ” Aaa altın otel” diyerek fırladı babasının kucağından. Yaldızlı duvarın bir ucundan tutup koparmaya çalışarak ” Anne çıkmıyor her yer altııınnn” diye bağırmaya başladı. Biz kem küm işlemleri hızlıca halletmeye çalışıyorum. Bu sıkıntılı haldeyken eşimin Fenerbahçe tutkusuyla 1907 numaralı oda diye işlemleri uzatması bana ter bastırıyor. Odaya çıkınca benim aklıma ne geldi dersiniz. Mayom!!! Hadi benim etekli metekli var Bahri’nin yok! Yılbaşında donansın diye renkli don almıştık. Onu giydiririm dedim. Madem rezil olduk sonuna kadar. :))) Giyinip havuza gittik ama terliklerimle süperdik :)) Bende ki hesap şu, bornozu çıkarır hemen suya dalarım. Kimse görmez beni. O ana kadar zaten yeterince dikkat çektik ama bundan sonrasını kurtarma derdindeyim. Bahri zaten olayın farkında değil hemen atladı suya. Şahin’in derdi yok. Adam mayosu, terliği hep yanında. Ben de çok hızlı hamlelerle bornozu çıkarıp suya atladım. Sanıyorum ki mayo da benimle suya batacak. Öyle değilmiş efendim. Mayonun etekleri su yüzünde sizinle yüzüyor. Ben suyun üstünde mayo eteği toplarken, Şahin benle uğraşıp eğleniyor. Ben bu sudan çıkmam dedim. Uyuz oldum ama su 40 derece. Bir müddet sonra fenalaşma riskiniz oluyor. Birebir tecrübe edindim efendim. Dedim ki ben sudan hızlıca çıkayım. Bornoza sarılayım. O planda tutmadı. Neden? Çünkü siz havuzdan çıkabilirsiniz ama mayonun eteği çıkmıyor. Uzadıkça uzuyor. Allah’ım kabus gibi. Kısa etekle girip kuyruklu tuvaletle çıkmak nasıl bir duygu bilemezsiniz. Ağlayacağım artık. Ama burnumdan kıl da aldırmıyorum. Nazik bir hareketle eteklerimi toplayıp sıktım, suyun yaptığı ağırlık giderse yukarı çıkar umudum. Biraz yol katettik ama hala dizimin altında. Biraz da zıplayayım kalan sular gitsin. Onu da yaptım. Ne kadar dikkat çekebilirsem artık o kadar saçma hareketlerdeyim. Parende atmama ramak kaldı. Şahin bu manzara karşısında bana takılıp duruyor. Çocuk donlu sen etekli diye… Ben etekle savaşı kaybettim. Etek uzun olarak yaşamına devam etmeye karar verdi. Ben bornozu giyip termal otel olayına küstüm. Ertesi sabah kahvaltıdan sonra oteli ve eteği terk ettik. Yani diyeceğim o ki dostlar, karavanınız varsa içinde yedek mayo mutlaka bulundurun. Sevgiyle… 🙂