Karavanla gezerken scubaya da başladık…

Merhabalar, kalemi elime almayalı uzun zaman oldu. Karavanı bıraktık mı? Tabi ki hayır. Bana göre ihtiyaç başkalarına göre hobi olan karavanlı yaşamımıza, başka renkler ekleyerek devam ediyoruz.

Karavan hayatımıza girdiği günden itibaren, bir çok şehri  gezdik, çok güzel, çok çeşitli insanlarla tanıştık ve tanışmaya devam ediyoruz. J  Bunun için ayrı başlıkta bir yazı yazmaya kalksam başlığı kesinlikle KARAVAN ÖZGÜRLÜKTÜR! olurdu.

Daha önceki yazılarımda, karavan ile yolculuk yaparken çeşitli sorularla karşılaştığımızdan bahsetmiştim. En merak edilenlerden biri “ Nereye park ediyorsunuz? , İnsanlar bir şey demiyor mu? , Özel ehliyet gerekiyor mu? “  İstediğiniz yere park edebiliyorsunuz. Tabi ki insanların yaşam alanlarını gasp etmeden, uygun olan her yere konumlanabiliyorsunuz. Zaten karavanın tılsımı yüzünden genelde size yardımcı olmak istiyorlar, yer gösteriyorlar. İşin açıkçası memleketimin insanlarının güzel yönlerini karavandayken görebiliyorsunuz. Garip bir güven içinde seyahat edebiliyorsunuz. Ama bu demek değildir ki herkes süper, siz yine de gece uyurken kapılarınız kilitlemeyi unutmayın.J

Anlatacağım konular o kadar birikti ki, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bir konudan başlayayım, sonrası aklıma geldikçe eklenir yazıya 🙂

Şimdi efendim, biz bu karavanı aldık, o kamp senin bu dağ başı bizim gezmeye başladık. Her hafta sonu İstanbul’dan kaçış halindeyiz. Hayatımız boyunca başka bir şehre taşınalım diyen ve hala söylenmeye devam eden Asıltürkmen çekirdek ailesi, matematiksel olarak %30 şehir dışında yaşıyoruz. Ama şehir sabit değil. 🙂 Genelde deniz kenarları tercihimiz oluyor. Gökçeada’dan başlayıp Akdeniz’e doğru kıyı kıyı ilerliyoruz. Fakat şöyle bir durum oldu ilk 1 senelik gezmeden sonra… Kampa gittik diyelim. Deniz kenarı oh mis. Babayla oğlu denize yolla, sen yerleş, içeri ayakkabı, terlik vs. gibi şeylerle girilmesin diye tüm organizasyonu yap(araç içinde kum çok sinir bir şey), sonra koş denize, yorulunca dön yat uyu, kalk denize gir… gibi bir rutin oluyor. Şimdi bazı kişiler bana kızabilir ama bizi tanısalar anlarlar. Biz sıkıldık bu durumdan. Başka bir şey yapmak lazım, denizde yüz yüz nereye kadar? Denizin suyu nasıl çıkarılabilir? Ve kararımızı verdik, Scuba’ya(Tüplü Dalış) başladık 🙂

Tamam tamam, kabul. Öyle hemen olmadı. 🙂 Eşimin 10 yıl önce bir gün seninle scuba yapacağız dediğinde “ Tabi canım, dalarız” diyerek geçiştirmiştim. Unutmamış. Halbuki hevestir geçer diye düşünmüştüm. Ha başta korktuğumdan “Yok ben dalamam. Tehlikeli balıklar beni ısırırsa, müren görürsem ya boğulursam, ya tek kalırsam yada öksürürsem?” gibi düşüncelerden dolayı, başta bayağı ayak diredim. Bu sebepler mi bilmiyorum ama teorik eğitim için eşimin eğitimini bitmesini bekledim. Biraz daha bekledim… Biraz daha… Şahin sen bir iki dal gel, bakarız… Al karavanı işte bak ne güzel kıyı kıyı dalarsın ben bu hafta sonu çalışayım… derken sonunda anladı. Bir akşam geldi ve yarın akşam Armağan Hoca’ya gidiyoruz, eğitim alıyorsun dedi. Kaçış yok artık.  🙂 (Burada hoca diye bahsettiğim kişi dünya tatlısı öğretmenim Hayrettin Armağan Düğenci’dir. İş bu sözleşmede hoca olarak anılacaktır. ) 🙂

Eğitim günü hocama sorduğum :

  • Köpek balığı gördünüz mü?
  • Hiç saldırdığını gördünüz mü?
  • Müren arkadaş insan görünce ne yapar?
  • Su altında öksürebilir miyim?
  • Su yutunca ne olur? Gibi sorularıma  sakince cevap verince ben bir derin oh çektim.

Armağan Hoca’nın insanı sakinleştiren, insana kaybettiği güveni geri kazandıran, kendimce panik atak yaşarım ben burada dediğin anda hiçbir şey olmazmış yahu dedirten bir üslubu, bir babacan hali, ince esprileriyle süper arkadaş, dalış konusu olduğunda kurallardan taviz vermeyen ama kurallara uyunca da sıkılmadan üzülmeden neler yapabileceğini, sınırlarını zorlamanı ve genişletmeni sağlayan bir yapısı var.

Kendisi süper bir karavan yoldaşıdır. Karavan seyahatlerinin keyifli bir yoldaşıdır.

Arkadaşlar, kısaca scubadan bahsedersek; Teorik eğitimi aldıktan sonra ben bu işi yapmaya hazırım dedim. Eğitim dalışları bittikten sonra, 1 yıldız bröveli dalgıç oluyorsunuz. İlk zamanlar oğlumun hareketliliğinden dalış programlarına çok katılamadım. Malumunuz dalış teknelerinden sabahtan akşama kadar karaya ayak basamıyorsunuz. İşin açıkçası korktum. Armağan Hocam bunu anlayınca “Getir Bahri’yi sen, ben hallederim onu” diyince cesaretlendim. Hakikaten 7 yaşında bir çocuk için beklemediğim olgunlukları oldu. Armağan Hocamın “Sen Başkan Yardımcısısın” gazıyla bizim çocuk sorumluluk alan, dalış teknesinde uymamız gereken temel kuralları bilen bir çocuğa dönüştü. Üstelik bu 2 dalış programı gibi kısa bir sürede oldu.  O başkan yardımcılığı yaparken biz dalışlarımızı gerçekleştiriyoruz.

Su altı bambaşka bir dünya… Ait olmadığın bir atmosferde oluyorsun. İnsanın elinin değmediği yerlerin güzelliği karşısında donup kalıyorsun. Sadece kendi nefes sesini duyarak ve başka hiç bir şey düşünmeden 30-40 dakikalık dalışlar yapıyorsun. Programlar genelde Cuma akşamından Pazar akşamına kadar sürüyor. Hafta sonu programları genelde İstanbul’dan İzmir’e, Ayvalık’a, Çanakkale’ye yapılıyor. İnanın bana dalış öyle güzel bir şey ki sizi asla yormuyor. Pazartesiye süper enerjik başlıyorsunuz. Ha tabi bu arada karavanım yok ben ne ile gideceğim demeyin, tabiî ki makul düzeyde otelinizi, ulaşımınızı sağlıyor canım hocam. Kesinlikle herkesin hayatında bir kere bile olsa dalış yapmasını tavsiye ederim. En azından o kadar güzel insanlarla tanışıyorsunuz ki… bunun için bile önceliğe almanızı tavsiye ederim. Tabi ki her şey toz pembe değil. Her çeşit insan tanıyorsunuz.İyi haber, çoğunluğu iyi insanlar .

Zaten karavan olayından az çok biliyoruz. Ülkemizde karavan pahalı bir taşıt. Vergileri yüksek. İnsanlar kaçınıyorlar. Bize özgü oluşan daha doğrusu benim gözlemlediğime göre, bir karavan alabilecek insan isterse lüks bir araba alıp ego tatminine gidebilir. Hayatında birçok şeyi halletmiş, egosunun önemsizliğinin farkına varmış insanlar karavanı ve yolculuklarını tercih ediyorlar. Hayatımızda ki çok önemli saydığımız, farkında olmadan bizi tutsak eden tüketim çılgınlığımızı törpülemek için karavan, çok başarılı bir başlangıçtır. Neden? Çünkü az alıyorsun. Mesela 4 adet tabağın, 4 adet bardağın, çatalın kaşığın belli bir sayıda olmalı. Bunları çoğaltmakla, dolap lazım, dolap doldukça yıkayacak makine lazım, daha büyük mutfak lazım, mutfağı büyük olan evin odaları da büyük olsun, semt parklara yakın olsun gibi birbirini takip eden ve sonu asla olmayan bir zincire halka oluyorsunuz. Karavan öyle değil. Ben bugün bu aracın altını üstünü temizleyeceğim, bugün temizlik günü deseniz, maksimum 1.5 saat sürüyor. Genelde yemek tek çeşit yapıyorsunuz. Sonra işler bitiyor. Karavan sizi dış dünyaya itiyor. “Hadi artık benle işin kalmadı, dışarı çık keşfet” diyor. Büyük şehirlerde AVM gezeceğim kodlanmasından uzakta yaşıyorsunuz. Size alışveriş yaptıracak dürtülerden uzaklaştığınızda, müthiş bir aydınlanma yaşıyorsunuz. “Bunlar da yeterliymiş” düşüncesi muhteşem bir duygu.

Size tavsiyem bu deneyimi mutlaka ama mutlaka, bir kere de olsa yaşayın.

Not: Merak edenler için yazayım dedim. 2 yıldız bröve için şu an eğitim alıyorum. Scuba candır.