“Karavanlı Hayat” için Kalemime Dökülenler

KARAVAN YAŞAMI

 

Merhaba, biz üç kişilik çekirdek bir aileyiz. Bundan 3 – 4 yıl kadar önce İstanbul’un trafiğinden sıkılmış, bu sebepten de kendimizi eve hapsetmiştik. Taa ki eşimden karavan alma fikri gelene kadar. Kesinlikle karşı çıktım. Çünkü ben tatili, ya otel ya da yazlık olarak düşünüyordum. Başka alternatif düşünmüyordum. Yerleşik yaşam olmalıydı. Eşim iki yıl ısrar etti. Pasif ısrardı. Elinde tablet, ne zaman baksam satılık karavan bakıyordu. Her tatil planımıza, “Ya işte karavan olsaydı şöyle olurdu, böyle olurdu” diye örnekler veriyordu. Sonunda inatla reddettiğim karavanı hayatımıza sokmaya karar verdik.

İkimiz de çalışıyoruz. Tatil dediğin en az bir hafta olur, o da yaşadığın yerden uzakta olur diye düşünüyordum. Senede iki hafta için karavan mı alınır diye sorup duruyordum kendime. Karavanla birlikte işlerin rengi değişti. Artık cumartesi iş çıkışı karavana atladığımız gibi yola çıkıyoruz. Yalova, Bursa, Kırklareli, İzmit, Kerpe, Çanakkale, Edirne gibi artık nereye gidebilirsek oraya yola çıkıyoruz. Artık ev nöbetine Pazar günümü harcamıyorum. Evle ve çocukla ilgili Pazar gününe sıkıştırdığım her şeyi hafta içi yapıyorum. Zor gibi görünebilir ama inanın rayına oturtunca hiçbir sıkıntı olmuyor. Alışıyorsunuz ve su gibi gidiyor. Vücut saatim inanılmaz uyum sağladı. Artık alarmlarla yaşamıyorum. Sabah erken kalkıp işlerimi halledip akşam yola çıkabiliyoruz.

Dışarıdan bakınca çocuk için veya çocukla gezmek zor görünebilir. İhtiyaçları asgariye indirdiğiniz zaman daha kolay bile denebilir. Bizim çocuğumuz çok mutlu. 9 yaşında ve sorumluluk almayı, yolculuğa hazırlanmayı, nelere ihtiyaç duyacağını ve bunları kontrol etmeyi öğrendi. Her zaman doğayla iç içe, şehir hayatında göremeyeceği hayvanları, bitkileri tanıyor. Yaralı ve yardıma muhtaç canlılara müdahale etmeyi öğreniyor. Ateş yakmayı öğrendi mesela. Bunları evinizin balkonunda, otelde öğrenemez. Ha tablet var, internet var diyebilirsiniz. Bence bir şeyi öğrenmek için dokunmak, koklamak, görmek ve yaşamak gerekir.

Karavan yaşamına emekli olmadan geçilmesinden yanayım. Gençken iliklerinize işleyecek doğanın kokusu. Belli bir yaştan sonra acemiliği atma işi daha zor olacaktır düşüncesindeyim. Alışkanlıklardan kurtulmak daha kolay olur. Ama bu demek değildir ki emekliler geç kaldı. Karavancılar birbirine çok yardım eden bir topluluktur. Başınız sıkışınca birbirleriyle paylaşmaktan asla çekinmezler. Ne kadar çabuk hayata geçirirseniz o kadar iyi. 🙂

Çocuğunuz küçükken yolculuğu ve doğayı, en güvendiği yerden yani ailesinden öğrenmeli. Ha bir gün reşit olacak ve “Ben karavanı sevmiyorum” dediğinde ona baskı yapamayız. Artık özgür bir birey olarak kendi kararlarını verebilir. Çocuğumuzu bize endeksli veya O’nun bize endeksli bir hayatı olsun diye yetiştirmiyoruz. Ama doğanın tadına varan bir çocuk da kolay kolay (aksi bir durumla karşılaşmadıkça) doğadan vazgeçemez.)

Karavan yaşamı düşünüldüğü gibi çok masraflı bir yaşam şekli değil. Tek masrafı karavana sahip olmak. Ülkemizde vergiler çok ağır. Karavan üretimini yapan firmalar da kısıtlı sayıda. Elde etmek kolaylaştırılmalı. Tatil yapmak ya da dinlenebilmek insanları verimli hale getirir. İş hayatında, aile hayatında dingin insanlar mutluluklarını bulaştırır.

Karavan, izin yapamayan, tatile gidemeyen, üç –  dört çocuklu ailesiyle, masrafı sebebiyle otele gidemeyen insanlar için bir umuttur. Özgürlükler kısıtlanmamalı.

Karavanın içine girdiğinizde, depolama kapasitesi düşük olduğundan, evde ki harcamalarınızdan daha ekonomik ve daha az masraflı bir hayat olduğunu görüyorsunuz.

Tüketim toplumunun bize öğrettiği ve başka alternatif olmadığını düşündüren, alışveriş merkezlerini gezmenin, dinlenme olduğunu kabul ettiren bir sistemin içindeyiz. Bu mekânlarda ki uğultu yerine sabah ayazında, elinizde sıcacık kahvenizle doğada ki sesleri dinlersiniz. İşte o zaman nasıl bir keşmekeşin içinde yaşadığınızı anlarsınız. Bu sizin kendi iç huzurunuzu bulmanıza yardımcı oluyor. Koşturmadan uzak, sadece size ait bir nefes almak gibi…

Ben önyargılı biri olarak en başta, yani karavan alınırken teknik özelliklerle ilgilenmedim. Koşulsuz teslimiyetti benim ki. Gün geçtikçe daha ilgili ve daha duyarlı biri oldum. Karavan yaşamı beni çok değiştirdi. Yeni “ben” ile tanıştım ve çok sevdim.

Karavanla yola çıkarken her zaman rota planımız olmuyor. “Yol bizi nereye götürürse” diye yola çıkıyoruz.

Bazen en güzel yeri sorup tavsiye istiyorlar. Memleketimizi o kadar çok seviyoruz ki, bu soruya tek cevap vermeye dilim varmıyor. Gittiğimiz yerleri saymayı bıraktık. Benim tavsiye edebileceğim tek şey, yola çıkmanız. Her yerin ayrı bir güzelliği var. Büyük şehirlerde terk edilen misafirperverliği, şehrin 20km uzağındaki köyde yeniden bulabiliyorsunuz. Sanki haberli gitmişsiniz gibi sizi karşılamaların tadına doyamıyorsunuz. Her hafta sonu İstanbul’un dışına çıkmaya çalışıyoruz. Yakın uzak fark etmiyor. Cuma akşamından İzmir’e yola çıkıp, Pazar akşamı dönebiliyoruz. Yol yorgunluğu kavramı hayatımızdan çıkalı çok oldu.

Karavancılık paylaşımcılığı gerektiren bir yaşam şeklidir. Evdekinin aksine herkes aktif bir şekilde bu yaşamın içinde oluyor. Ben yemek yaparken, eşim tüpü değiştiriyor, 9 yaşındaki oğlum eşyaları sabitlemeyi yapıyor. Yola çıkmak veya gittiğiniz yerin tadını çıkarmak için beraber oluyorsunuz. Biz ormanı gezelim, denize girelim, sen karavanı temizle, sonra bize çay yap diye bir kişiye yüklenilirse olmaz. Emek veren kişiye ağır gelir ve bu işin tadını, keyfini kaçırır.

Çevreye, doğaya dost ve saygılı olmalısınız. Kamp yaptığınız yerde sadece ayak izinizi bırakmalısınız. Bu kurallara uyduğunuz sürece misafirperverlikleri köreltmemiş olursunuz.

Bence karavancılar doğa sevgisi olan, tüketim toplumunda yaşamanın kısırlığını fark eden bir topluluk. Tüketim sisteminin bize sunduklarının dışında bir hayat olduğunu gören insanlardır.

Önümüzde ki sene rotasız Karadeniz turu yapmayı çok istiyoruz.

Son olarak diyeceğim şu ki;

Ülkemizde kamp alanları çok kısıtlı. Bazen çok bakımsız kamplar görüyorum. Bazen de normal bir kamp alanında hizmet alan kişiler, 10-20 TL gibi rakamlara çok pahalı diyorlar. Ben bunu anlamıyorum ve üzülüyorum. Size kamp hizmeti veren insanlar sisteme direnen insanlardır. Deniz kenarında ağaçların altında kamp yapmanız için müteahhitlere direnen, mülkünü satmayan insanlardır. Bence biraz saygıyı hak ediyorlar. Onlar da kolayı seçebilir, kamp yaptığınız alanı tatil köyüne çevirip, ömür boyu maddi sıkıntı çekmeden, istedikleri yerde yaşayabilirler. Ama onlar size hizmet sunmayı, doğa dostu insanlarla tanışmayı, sohbet etmeyi daha çok önemsiyorlar. Bir de bu yönden düşünmenizi isterim. Sevgiyle…